Komşum kim

Komşum Benim haberleri, son dakika komşum benim haber ve gelişmeleri burada. Bursa Ak Parti'nin Bursa İlçe Belediye Başkan Adayları Açıklandı. 'Merhaba numara komşum!' 'Kim olduğunu bilmiyorum. Ne istediğini bilmiyorum. Eğer fidye istiyorsan sana paramın olmadığını söyleyebilirim ama çok özel yeteneklerim var. Uzun bir kariyer boyunca edindiğim yetenekler. Beni, senin gibi insanlar için kabusa dönüştüren yetenekler. Eğer kızımı bırakırsan her şey biter. Contextual translation of 'komşum' into English. Human translations with examples: my neighbor, tom is my neighbor. Sevgili Komşum vizyona giriyor! 2018 yılında vizyona girecek Türk filmleri arasından Sevgili Komşum için, sinema severlerle buluşacağı gün yaklaştıkça heyecan artıyor. Tanay Abbasoğlu’nun yapımcılığını üstlendiği filmde; Onur Ünlü ve Selcan Özgür senaristliği üstlenirken, yönetmen koltuğunda A. Taner Elhan ... komşum benim sunucusu kimdir komşum benim spikeri kimdir komşum benimi kim sunuyor komşum benim'i sunan kadının ismi nedir aynur ayaz komşum benim sunucusu trt 1 komşum benim programını kim sunuyor. Süper Lig Kaç Ülkede Yayınlanıyor? Tutunamayanlar Reytingleri. ‘‘Komşum Var fikri, evden çıkamayan yaşlılarımızı düşünerek ortaya çıktı.Kısa sürede de gerçek etkisini göstereceğine inanıyoruz. Başta büyüklerimizin ihtiyaçları olmak üzere tüm komşular bu zor günlerde birbirine destek olacaktır.” Yorum yok Komşum Kim? Kapı Komşusu Çıktık! Dün suadiye taraflarında bir pastahane keşfettim. Ürünleri çok şık,albenisi yüksek ve tatları da çok lezizdi. Alışverişimizi tamamladıktan sonra kasaya geçtik ödeme yapmak için ve kasadaki beyefendi bize evlere servislerinin de olduğunu belirtip magnetlerinden bir adet verdi ... Komşum Benim programının suncusu kim? Komşum Benim programını sunan kimdir. Program sunucusunun yaşı. Programı bugüne kadar kimler sundu? Tüm eski sunucular ve yeni sunucu. Komşum Kim logo+web sitesi www.komsumkim.com. (1,977 views)

“Yes hay em! Hay çem?”*

2020.08.28 15:19 karanotlar “Yes hay em! Hay çem?”*

Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler ve Ermeni kimliği üzerine sosyal medyada başlayan tartışma yeni boyutlar kazanarak sürüyor. Jbid Arsenyan konuyla ilgili yayınlanan iki yazıyı merceğine alıyor ve konuya başka bir pencereden bakıyor.
Sosyal medya üzerindeki “Ermenilik ve Ermeni kökenli olmak nedir?” tartışmaları akabinde, bazı yazarlar verilen tepkileri Müslümanlaştırılmış Ermeniler’in dışlanması ve “Ermeniliğin ölçülmesi” üzerinden okudular. Bu yazı, verilen tepkilerin, Ermeniliğin sınanması ile ilgili değil, Ermenilik kavramının tanımı ve temsilindeki fikir ayrılıkları sebebiyle olduğunu açıklamak için yazılmıştır.
Ben 6-7 yaşlarındayken amcam beni “sen Ermeni değilsin” diye şakacıktan kandırmış, akabinde yaşadığım mini kimlik bunalımımın da ses kaydını almıştı. O yüzden, o anıyı hatırlamasam da, babamın tekrar tekrar dinlettiği kendi sesim hala kulaklarımda. Kayıt şöyle bitiyor: “Ama hayu açugner unim! / Ama Ermeni gözlerim var!”
Babamla ne hayat görüşümüz ne politik duruşumuz benzese de, ben Ermeniliği en çok babamdan öğrenmişimdir. Dil üzerinden öğrenilmiş; Ermenice kitaplar, şiirler, gazeteler ve şarkılarla, dil ile aktarılan bir Ermenilik. Babam için önce dildir Ermenilik.
Benim Ermeniliğim ise adımda başlar, adımda biter. Üç benzemez sessiz harfin buluşmasıyla bu ad, Türkiye’de Ermeni olmanın yükünü hem yaratır hem taşır. İnsanların yüzüne yüzüne, üstüne basa basa seslendiririm adımı. Soru işaretli bakışları cevaplayan “...Ermeniyim.” sözünün akabinde karşımda büyük ihtimalle şu üç kişiden biri belirir: yüzeysel (“Ay benim de Ermeni bir komşum vardı, çok severdim!”), bilinçsiz (“Yabancı mısınız?”), veya ırkçı (“Estağfurullah!”). Bu harf cümbüşü ismimle tekrar tekrar hatırlar ve hatırlatırım Ermeniliğimi. Bazılarının Ermeniliği din eksenlidir, kilise üzerinden tanımlar kendisini. Bazıları okulu ve dönemdaşlarıyla yapar bunu; veya derneklere, vakıflara adadığı zamanla. Bazılarının soykırım üzerinedir, soykırım inkarına karşı verdiği mücadele üzerinden Ermeniliğini kavrar.
Bazıları ise sadece Ermeni doğar-büyür-ölür Türkiye’de; üstüne öyle uzun uzadıya da düşünmeden ama en az bir kez (Bir mi???) kimliğinin ayrımcılığına uğrayarak. Vaftiz ve düğünlere, cenazelere katılır kilisede, mezarlıklarda bir yakınını ziyaret eder, 4 Sarven 7 Karolin tanır, mutlaka Dznunt ve Zadig kutlamıştır ailecek, hiç Ermenice konuşmasa bile o konuşamadığı dil Batı Ermenicesi’dir. Vardır işte, bir Ermeni olarak “var”dır. Çünkü öyle doğmuştur; kendini bir şeylere göre tanımlamadan, bir cemaat çapasına bağlanmadan, kendisine hatırlatılmadıkça kimliğini tekrar tekrar kendine ve başkalarına olumlamaya çalışmadan, sadece var olarak.
Sıradan bir Ermeniyim ben. Birçoğumuz gibi sıradan. Su alan bir teknedeymişçesine içinde hayatta kalmaya çalıştığımız bu topluma, sıradan olmama gibi bir borcumuz mu var zaten? Ermeniliği tatlı dille, ürkütmeden anlatma, hep ilerici politikaları destekleme, hep iyi insan olup “Ermenileri iyi gösterme” borcumuz mu var? Daha fena sıradan olma halleri de var üstelik; değil Ermeniliğe, insanlığa borcunu ödemeyen, haksızlığa ses çıkarmayıp bilakis destekleyen, hatta haksızlık eden, can sıkan/can yakan Ermeniler de var. “Paslı büyük bir ot makası” yazısında Rober Koptaş’ın tam da dediği gibi, “Ermenilik hallerinin hangilerinin makbul olduğuna nasıl karar verebilirsiniz?” Veremeyiz, vermemeliyiz zaten; bu Ermenilik hallerinin hepsi, kim olduğumuzdan azade, birleşip bizi aynı çilede bir araya getiren hallerdir.
Makbul Ermenilik Ama ne yazık ki yazı, bu bahsettiğim Ermenileri kast etmiyor, hatta onları gayrı-makbulleştiriyor. Yazı, soykırımdan kaçarken Müslümanlaştırılmış Ermenilerin torunlarının, torunlarının çocuklarının, kendi köklerinin izini sürme hikayesinden bahsediyor ve diyor ki, “Hayatını bu türden hassasiyetleri gözeterek tuğla tuğla ören insanlara ‘Sen Ermeni olarak konuşamazsın!’ diye parmak sallayamazsınız.” Halbuki Ermenilik kavramını, hassasiyetler gözeterek tuğla örmek düzlemine çeken bu yazı, tam da yapmayın dediğini yaparak yeni bir “makbul Ermenilik hali” tanımlıyor. “Üstenci, ayrımcı, ayrıştırıcı, hiçbir haksızlığa ses çıkarmayacak kadar korkak ama kendilerinden aşağı gördüklerine verip veriştiren”ler Beyaz Ermeni yaftasıyla ötekileştirilirken; yalnızca Ermeni kimliği uğruna mücadele verenlerin makbul olduğu bir Ermenilik inşa ediyor. Ve inşa edilen bu yeni makbul Ermenilik halleri’nde Ermenilik, bir mücadele çerçevesiyle tanımlanıyor.
Bir dönemin kapanışı Yirmili yaşlarımda ben de cemaatimde bunu aramıştım; çünkü bana göre ezilen olmak, duyarlı olmayı gerektiriyordu. Cemaat neden ilerici fikirleri yeterince hızlı kabullenmiyor, neden hala toplumsal cinsiyet rollerine göre hareket ediyor, neden ulusalcı kodları benimsiyor, neden dini bu kadar merkezine alıyor, neden neden neden… diyerek, feminist ve ateist bir Ermeni olarak kendi kimliğime yabancılaşmıştım. Sonra birden kahramanınızı, tüm çocukluğunuzun geçtiği sokağın köşesinde, üzerine gazete serilmiş halde televizyon ekranında görüyorsunuz ve mağdur suçlayıcı (1) döneminiz kapanıyor. Ben kimdim ki, kendi seçmediği bir düşmanlığın içine doğup, kabuklarına sığınan bir cemaate parmak sallayayım?
Kabuğunun içindeki sıradan Ermenilerin, sıradanlık hakkı gasp ediliyor bu yeni makbuliyet inşasıyla. Ve bu gasp, gündelik varoluşların performatif bir Ermeniliğin nesneleri haline getirilmesiyle yapılıyor. Yani bizi biz yapan gündelik unsurlarımız, çöreklerimiz, alfabemiz, bayramlarımız, şarkılarımız; genel bir Ermenilik halinden bağımsız süsler olarak takıştırılıyor, görsel unsurlarına indirgenen kimliğimizin bu folklorik öğelerden ötesi olduğuna dair yaptığımız itirazlar ise Ermenilik sınamak olarak adlandırılıyor. Gaz lambasını (2) yüzümüze yüzümüze tutup “Ermeniliklerini hatırlamaya çalışanların hakkını bu etnik kibrinle ne hakla gasp edersin?” diye soruyorlar ve biz de birbirimize bakıp şaşkın gözlerle “Bu yaptığımız ayrımcılıkdı՞r?” diye soruyoruz. Oysa asıl sorun, bize aslen ne olduğumuzu unutturmaya çalıştıklarını unutturmaya çalışmaları.
Bir köken meselesi mi? Sormamız gereken soru şudur: Ermenilik bir köken meselesi midir?(3) Kiliselerimizde evlenirken, okullarımıza kaydolurken, mezarlıklarımıza gömülürken “Ermeni hissediyor” kutucuğunu işaretleyip geçtiğimiz bir duygudurum mudur Ermenilik? Yoksa izleyen gözlere vatandaşlık numarası, cemaate ise vaftiz kağıdı ile tezahür eden, pek de teknik bir altyapı ile tıkır tıkır işleyen ve kaydı tutulan bir olgu mudur? Diasporanın “Türkleştiler” gerekçesiyle sırt çevirdiği, devletin yönetimini esir aldığı, gazetelerinin tehdit altında var olmaya çalıştığı, daraldıkça daralan bir çemberde azaldıkça azalan , (4) bunun da sebebinin “genetik saflık” gibi cemaat içi taleplerin değil, bu tıkır tıkır işleyen asimilasyon sisteminin ezdiği bir var olma hali. Soyu kırılan, soyu kırılamayanın Müslümanlaştırılıp “saklandığı”, (5) saklananların sesini çıkarmaktan korkarak çocuklarına, torunlarına hikayelerini aktaramadığı, hikayelerini koruyup kollayacak ve kendisinden sonrakilere aktaracak kadar şanslı olan Ermenilerin torunlarının ise o gün tekrar gelebilir endişesiyle kendilerine kabuklar ürettiği bir korku gerçekliğidir Türkiye’de Ermenilik. (6)
Biz hala inkar politikalarının kırmızı şeritlerle çerçevelediği bir olay yeri’nde yaşadığımız için; soykırım tazminatları ve Ermeni kotaları gibi üzerinde politikalar üreteceğimiz gerçekliklerimiz yok. Bu yüzden diyorlar ki “Neyi paylaşamıyorsunuz? Korkmayın sizden rol çalmazlar.” Fakat Ermenilik bir tiyatro oyunu değil ki rol paylaşamayalım. Ermeni kökenlerine sahip çıkan ve ailelerinin kayıp hikayelerine ses olanlarla bir derdimiz olamaz. Bu torunlar gnunk/bsag olmak, çocuklarını okullarımıza kaydetmek, yayalarının mezarlarını mezarlıklarımıza taşımak istediklerinde “Siz gayri-Ermenileştiğiniz için sizi cemaatimize kabul edemeyiz.” cevabı aldıkları gün, elbet “Neyi paylaşamıyorsunuz?” diyerek köklerini arayanlarla saf tutacağız. Lakin bugün meselemiz bu değildir ve ne yazık ki mesele, çok daha dar bir alanda cereyan etmektedir. İtiraz ettiğimiz şey, bu yeni makbul Ermenilik hali’nin inşasıdır. Çünkü bunun politik sonuçları olacaktır. Ermenilik kavramını bir duygudaşlığa indirgeyip romantize ederek, arka planda Dle Yaman çalarken çörek yapan yayalar üzerinden tanımlamak ve bu ortak paydada buluşan tüm Ermeni kökenliler içinden, ilerici bir kimlik ile kanaat önderliği ve hesap sorma mekanizmaları üretmek; sıradan Ermenilerin, Ermenilikleri üzerine söyledikleri sözleri geçersiz kılacaktır.
Şu bir gerçektir ki cemaatimizin; sıradan bir Ermeni olma halinin ne bu politik iklimde ne de bu ülkede sürdürülebilir olmadığını fark etmesi ve kendini adalet ve hak arayışına adamış, söylenmeye korkulan sözleri seslendirmekten çekinmeyen cesur ve ilkeli Ermeniler’den ilham alması gerekmektedir. Fakat acılarımızı estetize etmeyi reddettiğimiz veya kimliğimizi çekicimiz yapıp çivi gördüğümüz her çıkıntının kafasına indirmediğimiz için, gerçekliklerimiz ve deneyimlerimiz, sıradan oldukları gerekçesiyle geçersiz kılınamaz. Ermenilerin, herhangi bir makbullük haline süs olma borcu yoktur.
Notlar
2- Gaslighting: Bireyin kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirme.
3-ABD Senatörü ve 2020 Demokrat Parti Başkanlık Adaylarından Elisabeth Warren, Amerikan yerlisi olduğu iddiasını DNA testiyle kanıtladığı zaman, Cherokee Nation şöyle bir açıklama yaptı: “For most Native Americans, culture and kinship is what creates tribal membership — not blood. / Çoğu Amerikan yerlisi için cemaat aidiyeti kültür ve hısımlıkla oluşur– kanla değil.”
4-2015 sonrası, içinde benim de bulunduğum, 1980’lere benzer yeni göç dalgası ile durum daha da kötüleşmektedir.
5-Bu “saklama”nın aslında ne ifade ettiğini Lerna Ekmekçioğlu’ndan dinleyebiliriz.
6-Burada muhtemelen hepimizin aklına aynı Agos yazısı geliyor.
JBİD ARSENYAN http://www.agos.com.ttyazi/24486/yes-hay-em-hay-cem
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.11.03 15:45 masalokucomtr Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca Fıkrası
https://preview.redd.it/0y8fj25ghhw31.jpg?width=640&format=pjpg&auto=webp&s=f2c18a0c03825f6f5779aa53e5d2ca619c73c2ee

Parayı Veren Düdüğü Çalar Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca‘nın pazara gideceğini duyan çocuklar çevresine toplanırlar. – Hoca, bana düdük al! – Bana da, bana da! -Ben de düdük isterim! – Bir tane de bana! Ama çocuklardan sadece biri Nasrettin Hoca’ya düdük parası verir. Akşama doğru Hoca pazardan döner. Çocuklar sevinçle düdüklerini isterler. Nasrettin Hoca cebinden bir düdük çıkarır. Parayı veren çocuğa düdüğü uzatır. Tabii diğer çocuklar hep bir ağızdan bağırırlar. – Hani bizim düdüğümüz? Nasrettin Hoca gülerek, – Eee, çocuklar! Parayı veren düdüğü çalar, der.

Ya Tutarsa Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Nasrettin Hoca göl kenarında gider. Elinde de bir kase yoğurt vardır. Hoca, yoğurdu kaşık kaşık göle boşaltmaya başlar. Bu sırada onu gören biri şaşırarak, – Hoca ne yapıyorsun, diye sorar. Hoca gülerek, – Görmüyor musun göle yoğurt mayalıyorum, der. Adam, Hoca’nın delirdiğini düşünür. – Vah, vah, vah! Sen çıldırdın mı Hoca! Koskoca göl maya tutar mı, deyince Hoca gayet ciddi cevap verir. – Peki ama ya tutarsa

Ben Sözümden Dönmem Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Hoca’ya bir komşusu sorar. – Hoca’m, sen kaç yaşındasın? Hoca ak sakallarını sıvazlar. – Kırk yaşındayım. Komşusu hemen itiraz eder. – Nasıl olur Hoca’m? On yıl önce de aynı şeyi söylemiştiniz, deyince Hoca gülümser. – Bak komşum sözünden dönmek bize yakışmaz. Sen bu soruyu on yıl sonra yine sor. Göreceksin aynı cevabı vereceğim. Ben sözümden dönmem, der.

Vasiyet Etmiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Nasrettin Hoca, karısına, – Bak Hatun, size vasiyetimdir. Öldüğüm zaman beni baş aşağı gömün! Tam mı, der. Karısı şaşırır. – Bu ne biçim vasiyet Hoca? Niye baş aşağı gömülmek istiyorsun, diye sorar. Hoca kendisinden emin bir şekilde, – Niye olacak. Yarın kıyamet koptuğunda her şey alt üst olacak. İşte o zaman ben dosdoğru kalkarım, cevabını verir

Rüyada Gözlük Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gece aniden uyanır. – Hatun, çabuk kalk. Gözlüğüm nerede, bulamıyorum? Kadın, uykulu uykulu, – Hoca, gece yarısı niçin gözlük arıyorsun, der. Hoca telaşlı telaşlı gözlüğünü takar. – Ne demek niçin? Tabii ki rüyada daha iyi görmek için!
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Hepsinin Tadı Aynıdır Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bağdan topladığı üzümleri eşeğine yükler. Evine giderken yolda çocuklar peşine takılır. – Hoca Efendi bize de üzüm verir misin, dedikleri zaman Hoca çocuklara bakar. Bu kalabalık çocukların her birine bir salkım verse, üzümler bitecek. Tutar, her birine bir tane üzüm verir. Çocuklar sızlanmaya başlar. – Ama Hoca efendi, çok az verdin. Nasrettin Hoca: – Canım niye ısrar ediyorsunuz. Ha bir tane ha on tane ne fark eder. Nasıl olsa hepsinin tadı aynı değil mi, diyerek gider.

Yağmurdan Kaçıyorum Nasrettin Hoca Fıkrası

Yağmurlu günde Hoca pencerenin kenarında otururken. Yağmurda ıslanmamak için kaçan bir komşusunu görür. Pencereyi açarak, – Çok yazık, sana hiç yakıştıramadım. İnsan hiç Allah’ın rahmetinden kaçar mı, diye seslenir. Onu duyan adam utanarak yavaş yavaş yürümeye başlar. Tepeden tırnağa kadar ıslanır. başka gün Hoca dışarıdayken yağmur yağmaya başlar. Hoca evine doğru koşarken komşusu pencereden seslenir. – Heyy Hoca’m ayıp değil mi? Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun? Hoca kendisinden emin koşarken şöyle der: Ne diyorsun komşum. Ben rahmetten kaçmıyorum. Tam tersi yere düşen rahmeti çiğnememek için koşuyorum.

Parayı Kim verecek Nasrettin Hoca Fıkrası

Arkadaşları Küçük Nasrettin’e bir oyun oynamak isterler. – Nasrettin, biz hamama gidip yumurtla yapacağız. Bizimle gelmek ister misin, deyince küçük Nasrettin arkadaşlarının yine bir şeyler planladıklarını anlar. – Tabii gelirim, der. Böylece bütün çocuklar hamama giderler. Çocuklar gizledikleri yumurtaların üzerine otururlar. İçlerinden biri: – Hey Nasrettin! Şimdi hep beraber yumurtlayacağız. Kim yumurta yapamazsa bütün hamam paralarını o verecek, der. Hep bir ağızdan gıdaklamaya başlarlar. “Gıt, gıt, gıdaak. Gıt, gıt, gıdaak.” Sonra da gizledikleri yumurtaları çıkarırlar. İşte tam bu sırada küçük Nasrettin horoz gibi öter. “Üürü üüü. Üürü üüü.” Çocuklar şaşırır. – Nasrettin sen ne yapıyorsun, derler. Kçük Nasrettin gülerek, – Eee, arkadaşlar! Bu kadar tavuğa bir de horoz gerekir. Öyle değil mi, der.
Nasrettin HocaKısa fıkralarEn komik fıkralar

Ayın Kaçı Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir iş için Konya’ya gider. Yolda adamın biri Hoca’yı durdurur. – Affedersin, Hoca efendi, bugün ayın kaçı, biliyor musun, diye sorunca. Hoca: – Nerden bileyim, ben buranın yabancısıyım, diye cevap verir.
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Mektup Aceleye Gelmiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Akşehir’in zenginlerinden birinin düğünü yapılır. Düğünde tatlılar, börekler, çok güzel yemeklerle sofra kurulur. Telaştan, Hoca’yı düğüne çağırmayı unuturlar. Nasrettin Hoca ” Ne yapsam şu düğüne gitsem.” diye düşünür. Birden aklına bir fikir gelir. Hemen boş bir kağıdı zarfın içine koyar. Koşarak düğün evine gelir. Elindeki zarfı zengin adamın hizmetçisine verir. – Beyefendiye bir mektup getirdim, diyerek içeri girer. Hemen sofraya oturur ve karnını bir güzel doyurur. Bu sırada mektubu ev sahibine verirler. Ev sahibi şaşırır. – İyi ama bu zarfın üzeri yazılı değil. Hiçbir şey anlamadım, deyince Hoca lokmasını yutarak. – Evet, doğru diyorsunuz. Aslında onun içi de yazılı değil. Kusuruma bakmayın, biraz aceleye geldi de, der.

Kendisi Sanmış Nasrettin Hoca Fıkrası

Hoca, bir gün karşılaştığı birisiyle sohbet etmeye başlar. Uzun uzun konuşurlar. Vedalaşırken Hoca: – Kusura bakma arkadaş. Ben seni tanıyamadım, adın neydi, diye sorar. Adam şaşırıp kalır. – Tanımadıysan benimle ne diye iki saattir konuşuyorsun, deyince Hoca güler. – Ne bileyim, sarığın ve cübben benimkine çok benziyordu. Ben de seni kendim sandım, der.

Hırsızın Ardından Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gece Nasrettin Hocanın Evine hırsız girer. Adam eline geçen her şeyi torbasına atarak evden çıkar. Hoca her şeyi görür. Hemen eline birkaç eşya alarak hırsızın peşinden gider. Sonunda hırsız kendi evine gelir. İçeri giren hırsız, Hocayı arkasında görünce şaşırır. – Sen kimsin, burada ne işin var? Hoca cevap verir. – Biraz önce bizim evdeki her şeyi topladın. Yoksa bu eve mi taşındık?

Yıldız Yaparlar Nasrettin Hoca Fıkrası

Hoca’ya sorarlar. – Hoca’m, yeni ay çıktığı zaman eskisini ne yaparlar? Hoca, cevabı yapıştırır. – Ne yapacaklar, kırpar kırpar yıldız yaparlar!

Pazarlık Nasrettin Hoca Fıkrası

Dere kenarında bekleyen iki kişi Nasrettin Hocayla karşılaşırlar. – Hoca efendi. ikimiz de yüzme bilmiyoruz. Bizi karşı tarafa geçirirsen sana iki altın veririz, derler. Hoca bu teklifi kabul eder. Birinci adamı kolayca karşıya geçirir. Ama ikincisini geçirirken su, adamı alıp götürür. Bunun üzerine arkadaşı Hoca’ya bağırmaya başlar. – Ne yaptın? Su arkadaşımı götürüyor? Çabuk, çabuk kurtar onu! Hoca, adamı boğulmadan yakalayıverir. Bir tarafdan da şöyle der: – Kardeşim, niye telaş ediyorsunuz. Siz de bir altın eksik verirdiniz. Böylece ödeşirdik!

Doksan Dokuza Da Razıyım Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gece garip bir rüya görür. Rüyasında avucuna doksan dokuz altın para koyarlar. Ama Hoca bununla yetinmeyip, – Olmaz, doksan dokuzu veren yüzü de verir. Yüz altın isterim, diye sayıklar. İşte tam bu sırada Hoca uyanır. Gördüklerinin rüya olduğunu anlayınca hemen gözlerini kapatır. Avucunu uzatarak, – Peki, doksan dokuza da razıyım, der.

Turşuyu Sen Mi Satacaksın Nasrettin Hoca Fıkrası

Hoca turşu satmaya karar verir. Turşuyu eşeğini yükleyerek mahallede dolaşmaya başlar. – Çok güzel turşularım var. Turşucu, Turşucu! Hoca “Turşucu!” diye bağırırken eşeği de durmadan anırır. Eşek bir türlü Hoca’ya ağız açtırmaz. Eşeğini susturamayan Nasrettin Hoca daha fazla dayanamaz. – Yeter artık! Turşuyu sen mi satacaksın, yoksa ben mi, der.
Nasrettin Hoca En komik fıkralar Nasrettin hocanın fıkraları

Yıldızların Sayısı Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir Gün Nasrettin Hoca vaaz verirken dinleyenlerden biri: – Hocam sen çok bilgilisin. Bize söyler misin gökyüzünde kaç tane yıldız vardır? Hoca gülümseyerek sakallarını sıvazlar. – Şu gördüğünüz sakallarımdaki beyazlar kadar, der. Soruyu soran şaşırır. – Hocam bu nasıl olur, şaka mı yapıyorsunuz, deyince Hoca kendisinden emin şöyle der: – İnanmazsan gel de say!

Ben Zaten İnecektim Nasrettin Hoca Fıkrası

Küçük Nasrettin çok sevdiği eşeğine binerek gezmeye çıkar. Bu arada eşeğinin tökezlemesi yüzünden yere düşer. Mahallenin yaramaz çocukları gülmeye başlar. – Ha ha ha. Nasrettin’e bakın eşekten düştü. Ha ha ha. Nasrettin eşeğe binmesini bile bilmiyor! Küçük Nasrettin, hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkar. Cevabı yapıştırır. – Arkadaşlar, ne diyorsunuz? Düşmeseydim inecektim.

Kaybolan Heybe Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca misafir olduğu bir köyde heybesini kaybeder. Sinirinden bağırıp çağırır. – Eğer heybemi bulamazsanız, ben ne yapacağımı bilirim! Köylüler hep birlikte Hoca’nın heybesini ararlar. Sonunda heybe bulunur. Koşarak Hoca’nın yanına giderler. – Hoca, çok merak ettik. Heyben bulunmasaydı ne yapacaktın, diye sorarlar . Nasrettin Hoca gülerek cevap verir. – Ne mi yapacaktım? Tabii ki yeni bir heybe alacaktım.

Öteki Kapıdan Çıkmıştır Nasrettin Hoca Fıkrası

Canı çok sıkılan Hoca, evine giderken komşularıyla karşılaşır. – Hoca’m, biz de seni ziyarete geliyorduk. Birer kahve içip biraz sohbet edelim diyorduk, deyince Hoca istemeyerek kabul eder. Birlikte Hoca’nın evinin önüne kadar gelirler. Hoca: – Siz burada biraz bekleyin, diyerek içeri girer. Karısına, – Hatun, sen şu adamlara bir şeyler söyle gitsinler. Bugün kimseyle konuşmak istemiyorum, der. Kadıncağız ne yapacağını şaşırıp kapıyı açar. – Şeyy, boşuna beklemeyin hoca evde yok, der. Adamlar: – Nasıl olur, daha şimdi biz beraberce eve geldik. Az önce içeri girdi, diyerek içeri girmek isterler. Bunun üzerine Hoca içeriden seslenir. – Yahu, siz ne tuhaf adamlarsınız! Belki evin iki kapısı vardır. Öteki kapıdan çıkmış olamaz mıyım, der.

Gömleğin Parası Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gün Konya çarşısında dolaşırken, – Şu dükkandan bir çift ayakkabı alayım diyerek içeri girer. Güzel bir çift ayakkabı beğenir. Dükkan sahibi tam da ayakkabıyı sararken fikrini değiştirir. Hoca: – Aslında ayakkabılarım o kadar da eskimedi. İyi mi ben ayakkabı değil, bir gömlek alayım. Haydi, sen bana güzel bir gömlek ver, der. Dükkan sahibinden gömleği alan Hoca, – Ben artık gideyim der. Haydi hoşça kal, diyerek gidecekken dükkan sahibi, – Hoca’m dur, gömleğin parasını vermedin, diyerek onu durdurur. Hoca anlamamış gibi yapar. – İyi ama ayakkabı yerine gömleği aldım ya, deyince adam şaşkın şaşkın, – Peki ama ayakkabının parasını da vermemiştin ki, der. Hoca güler. – Ne garip adamsın. Yahu almadığım ayakkabının parasını niye vereyim?

Biraz Da Biz Ölelim Nasrettin Hoca Fıkrası

Soğuk bir kış günü Nasrettin Hoca misafirliğe gider. Ev sahibi sofraya büyük bir kase dolusu çorba koyar. Kendisi eline bir kepçe alır. Hoca’ya ise küçük bir kaşık verir. Çorbadan içmeye başlarlar. Ev sahibi sıcak çorbayı koca kepçeye doldurur. – Oh, Allah’ım öldüm!… Bu ne güzel çorba. Oh öldüm, öldüm, diyerek içerken bizim Hoca bir türlü karnını doyuramaz. Sonunda dayanamayarak elindeki kaşığı ev sahibine uzatır. – Kardeşim, şu kepçeyi ver, biraz da biz ölelim, der.
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Ne Duruyorsun Yesene Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, gittiği bir şehirde parasız kalır. Şehirde yardım isteyebileceği bir tanıdığı da yoktur. Karnı öyle acıkır ki ne yapacağını şaşırır. Fırının önünden geçerken mis gibi ekmek kokusu gelir. Hoca daha fazla dayanamayıp içeri girer. Taze ekmekleri düzelten fırıncının omuzuna dokunur. – Merhaba fırıncı! Bu ekmeklerin hepsi senin mi, diye sorar. Fırıncı bu garip soruya şaşırır. – Tabii benim. Niye sordun? Hoca yutkunur. – Öyleyse ne duruyorsun yesene kardeşim!
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Al Elimi Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca göl kenarında dolaşmaya çıkar. Bu sırada bağırma sesleri duyarak sesin geldiği yere koşar. Meğerse göle düşen bir adamı çıkarmaya çalışıyorlarmış. Herkes suyun içine girip, – Ver elini, ver elini, diye bağırır. Ama adam bir türlü kimseye elini vermez. Nasrettin Hoca hemen suya girer. – Al elim, al elim, diye bağırınca adam elini Hoca’ya verir. Nasrettin Hoca’ya bu işi nasıl başardığını sorarlar. Hoca gülerek, – Siz bu adamı tanımazsınız. O çok cimridir. Bu yüzden ” Ver elini.” deyince size elini bile vermedi. Ben “Al elimi.” dedim. O da her zamanki gibi aldı. Yaa işte böyle, der.
Nasrettin Hoca Nasrettin hocanın fıkralarıNasreddin Hoca

Ya Üstünde Olsaydı Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gün Nasrettin Hoca eşeğini kaybeder. Eşeğini aramaya koyulur. Arada bir de ellerini açarak, – Allah’ım şükürler olsun, diye dua eder.. Bunu gören komşusu: – Hoca’m bu ne iştir? Sen eşeğini kaybetmişsin, üzüleceğin yerde şükrediyorsun, der. Hoca şöyle cevap verir: – Öyle deme komşum. Tabii şükrediyorum, ya bir de eşeğin üzerinde olsaydım! Ben de kaybolup gidecektim.

Ya Kabak Kafama Düşseydi Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bir gün tarlasında çok çalışıp yorulur. Gidip bir ceviz ağacının dibine oturur. Sırtını ağaca yaslayarak düşünmeye başlar. – Allah’ım şu ceviz ağacında ne çok ceviz var. Keşke benim kabaklarım da ağaç ağaçta yetişseydi. O zaman bu kadar yorulmazdım. Hoca böyle düşünürken ağaçtan bir ceviz “taakk” diye Hoca’nın başına düşer. O anda Hoca’nın aklı başına gelir. – Tövbeler olsun Allah’ım! Sen her şeyi çok güzel yaratmışsın. Eğer kafama ceviz değil de kabak düşseydi ne olurdu halim!

Bir Fil Daha İsteriz Nasrettin Hoca Fıkrası

Timur, bir gün fillerinden birini Nasrettin Hoca’nın köyüne gönderir. File iyi bakılmasını emreder. Fil, köylülerin tarla ve bahçelerine girer. Her şeyi yiyip bitirir. Köylüler ne yapacaklarını şaşırırlar. – Bu koca fil yüzünden her şeyimiz mahvoldu. Ne yapsak da ondan kurtulsak, diye düşünmeye başlarlar. Sonunda kalkıp Hoca’nın yanına giderler. – Hoca’m ne olur bize yardım et. Timur , seni sever. Sözüne değer verir. Bizimle beraber gelirsen ona rica ederiz. Fili köyümüzden götürmelerini isteriz, diyerek Hoca’yı ikna ederler. Hep birlikte yola çıkarlar. Ama tam Timur’un bulunduğu yere yaklaşınca, – Hoca, biz vazgeçtik. Sen bu işi tek başına yap, derler. Hoca’yı tek başına bırakıp köylerine geri dönerler. Nasrettin Hoca köylülere çok kızar. Timur’un yanına gider. Timur onu görünce çok şaşırır. – Hoş geldin Nasrettin Hoca. Ne oldu, yoksa filime bir şey mi oldu, diye sorar. Nasrettin Hoca cevap verir. – Hükümdarım. Gönderdiğiniz fil çok iyi. köylüler de onu çok seviyor. Ama zavallıcık çok yanlız. Bize bir fil daha gönderir misiniz?
Nasrettin HocaKısa fıkralar En komik fıkralar

Ayaklarını Kaybeden Çocuklar Nasrettin Hoca Fıkrası

Mahallenin çocukları Nasrettin Hoca’nın geldiğini görürler. Ona güzel bir şaka yapmak isterler. Yere oturup ayaklarını üst üste koyarlar. İçlerinden biri: – Hey Nasrettin Hoca! Ne olur bize yardım et. Ayaklarımızı karıştırdık. Kimse kendi ayağını bulamıyor, der. Nasrettin Hoca da, – Öyle mi? Biraz bekleyin, ben şimdi ayaklarınızı bulurum diyerek yerden kalın bir sopa alır. Çocukların ayaklarına hafifçe vurmaya başlar. Çocuklar hemen ayaklarını çekerler. Nasrettin Hoca da gülerek, – Çocuklar, her kes ayağını kolayca buldu, değil mi, der.

Kendisi Haber Vermiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca bir gün kırlarda dolaşıyormuş. Birden başı dönmüş ve bayılmış. Kendisine geldiğinde, – Galiba ben öldüm. En iyisi gidip haber vereyim de gelip beni gömsünler, diye düşünerek evine gitmiş. Karısına olanları anlatmış. Karısı ağlayarak komşulara haber vermiş. Komşuları üzülerek, – Allah Allah! Nerede öldü, kim haber verdi, diye sormuşlar. Hocanın karısı: – Zavallının kimi var ki! Kendisi haber verdi. Sonra da öldüğü yere gitti, diye cevap vermiş.

Sana Ne Nasrettin Hoca Fıkrası

Adamın biri yolda Nasrettin Hoca’yı durdurur. – Hey Hoca’m! Demin büyük bir tepsi baklava götürüyorlardı. Nasrettin Hoca ilgilenmez. -Bana ne, der. Adam devam eder. – İyi ama Hoca’m, tepsiyi sizin eve götürüyorlardı. Bunu duyan hoca adamı tersler. – O halde sana ne?

Kuyuyu Ters Çevirmişler Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca ile bir arkadaşı Konya’yı gezerler. Bu sırada yüksek minareli bir cami görürler. Arkadaşı merakla, -Hoca’m sen bilirsin her halde. Şu minareleri acaba nasıl yaparlar, diye sorar. Nasrettin hoca kendisinden emin, – Bunda bilmeyecek ne var! Tabii ki kuyuyu ters çevirince minare olur, cevabını verir.

Kazan Öldü Nasrettin Hoca Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, Bir gün komşusundan bir kazan ödünç alır. Ertesi gün kazanı geri götürür. – Sağ ol komşu. Senin kazan çok işime yaradı. Haa unutmadan şu küçük tencereyi de al. Şeyy senin kazan doğurdu da! Adamcağız, Hoca’nın söylediklerine şaşırır. Ama hiç yoktan bir tencere kazandığına çok sevinir. Memnuniyetle tencereyi alır. Birkaç gün sonra Nasrettin hoca, Komşusundan yine kazanı ister. Komşusu sevinçle kazanı ona verir. Aradan günler geçer. Ama Nasrettin Hoca bir türlü kazanı getirmez. Merak eden komşusu Hoca’nın evine gider. – Hoca’m, neredeyse bir ay oluyor, bizim kazanı getirmedin, deyince Hoca üzgün – Ah komşum. Sorma, başın sağ olsun. Senin kazan öldü, der. Bunu duyan komşusu, – Ne diyorsun Hoca. Hiç kazan ölür mü, deyince Nasrettin Hoca şöyle cevap verir: – Neden şaşırdın komşum. Kazanın doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne neden inanmıyorsun?

İçinde Ben De Vardım Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bir sabah evinden çıkarken komşusuna rastlar. Komşusu: Hoca’m dün akşam evinin önünde geçiyordum. Paldır küldür sesler geliyordu sizin evden. Ne o, yoksa bir şey mi oldu, diye sorar. Nasrettin Hoca: – Hiç bir şey olmadı canım. Sadece şu benim cübbem merdivenlerden düştü. Onun sesini duymuşsun herhalde der, Komşusu inanmaz. – Olur mu Hoca Efendi. Merdivenlerden yuvarlanan cübbe hiç öyle ses çıkarır mı? bunun üzerine Nasrettin Hoca, – İyi ama komşucuğum, cübbenin içinde ben de vardım, diye karşılık verir.

İçinde Bulunmayın Da Nasrettin Hoca Fıkrası

Mahalleli, cenaze meselesi yüzünden tartışmaya başlamış. Kimisi, cenaze götürülürken tabutun önünde durmalı diyormuş. Kimisi, sağında, kimisi solunda, kimisi de arkasında bulunmalıyız diyormuş. Sonunda: – Nasrettin Hoca’ya soralım, demişler. – Hoca’m, ne dersiniz, cenazede nerede bulunmak gerekir, diye sormuşlar. Nasrettin Hoca kimseyi kırmak istemediği için. – Vallahi, tabutun içinde bulunmayın da istediğiniz yerde bulunun, demiş.

Ne Arıyormuş Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir gece Nasrettin Hoca’nın canı çok sıkılır. O da biraz dolaşmak için dışarı çıkar. Ama o zamanlar geceleri dolaşmak yasakmış. Bekçi Nasrettin Hoca’yı görünce hemen yanına gider. – Hey, Hoca efendi. Geceleri dolaşmanın yasak olduğunu bilmiyor musun? Söyle bakalım burada ne arıyorsun, diye sorar. Nasrettin Hoca hemen bir cevap bulur. – Şeyy. Uykum kaçtı da onu arıyorum!

İnanmazsan Ölç Nasrettin Hoca Fıkrası

Bir Gün Komşusu Nasrettin Hoca’ya, – Hoca’m, sen çok bilgilisin. Söyle bakalım dünyanın ortası neresidir, diye sorar. Nasrettin Hoca gülümser, -Tam şu ayağımı bastığım yerdir, der Komşusu ona inanmayınca Nasrettin hoca şöyle der: – Eee, komşucuğum. İnanmazsan ölç!

Eşek Olmak Gerekirmiş Nasrettin Hoca Fıkrası

Timur, çok sinirli ve sert bir hükümdarmış. Köylüler ona bir eşek hediye etmek istemişler. Nasrettin Hoca’ya gitmişler. – Hoca’m, içimizdeki en akıllı ve en cesur kişi sensin. Şu eşeği bizim adımıza Timur’a götürür müsün, demişler. Hoca, köylülerin isteğini kabul etmiş. Eşeği alarak Timur’a götürmüş. Timur, keniisine bir eşek hediye edilmesine çok kızmış. – Ben büyük bir hükümdarım. Ne cesaretle bana böyle bir eşek hediye edersiniz, demiş. Hoca Timur’un çok kızdığını görünce, – Ama hükümdarım bu eşek çok zekidir. Kısa zamanda okumayı bile öğrenebilir, demiş. Timur şaşırmış. – Demek öyle. O halde on beş günde ona okumayı öğret, demiş Nasrettin hoca eşeği alarak köyüne dönmüş. Ne yapıp edip Timur’u ikna etmeliymiş. Sonunda aklına iyi bir fikir gelmiş. Önce bol miktarda arpa almış. Bir kitabın sayfalarının arasına yerleştirmiş. Hca eliyle sayfalarının arasına yerleştirmiş. Hoca, eliyle sayfaları çevirince, eşek bu işe iyice alışmış. Artık sayfaları diliyle de çevirebiliyormuş. Nasrettin Hoca kitabın arasına arpa koymamaya başlamış. eşek de sayfaları çevirip aiai diye bağırmış. On beş gün sonra Nasrettin Hoca, Timur’un yanına gitmiş. Elindeki kitabı eşeğin önüne koymuş. Eşek, bir yandan kitabın sayfalarını çeviriyor diğer yandan da bağırıyormuş. Timur, bunu görünce çok şaşırmış. – Çok güzel sayfaları çevirip bağırıyor. Ama ne dediğini nereden anlayacağız, diye sormuş. Hoca gülerek cevap vermiş. – Aman efendim. O bir eşek. Ne dediğini anlamak için eşek olmak gerekir!

Eşeğe Yardım Ediyorum Nasrettin Hoca Fıkrası

Nasrettin Hoca, bir gün eşeğine binip çarşıya gitmiş. Torbasını tıka basa doldurup omuzuna atmış. Tekrar eşeğine binip yola çıkmış. Yolda karşılaştığı komşusu, – Ya, hoca bu ne hal? Ne diye torbayı eşeğinde yüklemiyorsun, demiş. Hoca cevap vermiş. -Zavallı eşeğe yardım ediyorum. Zaten beni bile zor taşıyor!

Kapıdan Ayrılma Nasrettin Hoca Fıkrası

Küçük Nasrettin’in annesi çamaşır yıkayacakmış. – Oğlum, ben göl kenarında çamaşır yıkayacağım. Sen de burada beni bekle. Sakın kapıdan ayrılma, yoksa eve hırsız girer, der. Annesi gittikten sonra küçük Nasrettin beklemeye başlar. Biraz sonra teyzesi gelir. – Nasrettin, yavrum bu akşam size geleceğiz. Hemen annene haber ver. Unutma tamam mı, diyerek gider. Küçük Nasrettin düşünür taşınır. Sonunda aklına bir fikir gelir. Evin kapısını sırtına alıp, Annesinin yanına koşar. Annesi onu görünce çok şaşırıp, – Oğlum, bu ne hal, diye sorar. Küçük Nasrettin: -Anneciğim, sen bana sakın kapıdan ayrılma demedin mi, der.
Karanlıkta Nasıl Göreyim Nasrettin Hoca Fıkrası
Nasrettin Hoca ile karısı gece yarısı uyanırlar. İçerisi çok karanlıktır. Karısı: – Hoca, şu mumu yakıver, der Nasrettin Hoca: -Mum nerede hatun, diye sorar. Karısı: -Bak hemen sağ tarafında, der. Nasrettin hoca uykulu uykulu: -Aman hatun! Bu karanlıkta sağımı sorumu nasıl göreyim, diye karşılık verir.

Kaynak: https://masaloku.com.tnasrettin-hoca-fikralari
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


WHO İS THİS MAN  KOMŞUM BİR İŞLER KARIŞTIRIYOR #1 Cennetteki Komşum Kim ? Huysuz Komşudan Kurtuldum Yeni Eve Taşınıyorum Yeni Komşum Kim Acaba Yeni Komşum Kim / Who İs This Man ????? -Türkçe KOMŞUMU DÖVÜYORUM! - Roblox - YouTube YouTube

“Komşum Var” ile Komşularınızın Süper Kahramanı Olun ...

  1. WHO İS THİS MAN KOMŞUM BİR İŞLER KARIŞTIRIYOR #1
  2. Cennetteki Komşum Kim ?
  3. Huysuz Komşudan Kurtuldum Yeni Eve Taşınıyorum Yeni Komşum Kim Acaba
  4. Yeni Komşum Kim / Who İs This Man ????? -Türkçe
  5. KOMŞUMU DÖVÜYORUM! - Roblox - YouTube
  6. YouTube

Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. 😈 KATİL KİM ? MASUM KİM ? 😈 ROBLOX MURDER MYSTERY 2 GİTARİSTV BUSE DUYGU HAN KANAL - Duration: 17:21. Han Kanal 81,599 views. New KANALA ABONE OLMAK İÇİN TIKLAYIN: http://goo.gl/wcwC5x ----- SOSYAL ME... Huysuz Komşudan Kurtuldum Yeni Eve Taşınıyorum Yeni Komşum Kim Acaba Eğlence Zamanı ... #Dua #Kıssa #Cennet Cennetteki Komşum Kim ? The bread of the poor becomes sweet - 3 shares in 3 words - Praying to God - Vital Faith - Duration: 10:54. SÖZ ŞİİR 804,077 views Herkese Merhaba Arkadaşlar Ben Kaan Bugün Sizlerle Birlikte Hello Neighbor Ripoff Gamelerden Birini Oynadık Oyun Henüz Yeni Çıktı ve Daha Beta Test Aşamasındadır Eğelenceli ve Komik Bir ...